Ağız ve Dil kanseri

Ağız kanseri dudakta, dilde, diş etinde kendine yer bulabiliyor ve en çok da 45 yaş üstü erkekleri tehdit ediyor.

Ağız kanseri, dil, dilkökü, dudaklarda, ağzın içinde, gırtlak, bademcikler veya tükürük bezlerinin arkasında meydana gelen kanserdir. Dudak, dil, dişeti ve ağız tabanı kanserleri ağız kanserinin en yaygın türleridir.

Nadiren yanak içi veya damak bölgelerini de içine alır. Tükürük bezlerinin birinde başlamış olabilir veya boğaz veya burun gibi ağız çevresindeki bölgelerden ağza yayılmış olabilir.

Ağız ve dil kanserleri tehlikeli ve tedavisi zor kanser türleri arasında yer alıyor ve tüm kanserler arasında görülme sıklığı açısından 8. sırada bulunuyor.

Özellikle erkeklerde görülen dil kanserinde erken teşhis büyük önem taşıyor. Bilimsel raporlara göre ABD’de yılda 30 bin civarında ağız kanseri vakası görülüyor. Ölüm hızı açısından değerlendirildiğinde, hastalığa erkeklerde 0.27 kadınlarda ise 0.17 oranında rastlanıyor. 

Ağız kanseri ya da ağız kanseri, ağız, dil, diş etlerinde ve dudak içi etkiler.

Ağız kanseri için yakın dokulara, çene arkasına veya karaciğer, akciğerler ve beyin gibi uzak organlara kan damarları ve lenf sistemi yoluyla yayılabilir.

Bu ileri bir aşamada kanser ve tedavisi genellikle zordur. Vücudun başka bir bölümüne yayılan ağız kanseri metastatik ağız kanseri bilinir.

Ağız ve dil kanserine yakalanma nedeni tam olarak bilinmese ve genetik faktörlerin etkisi üzerinde durulsa da sigara ve puro içip tütün çiğneyenlerle çok içki içenlerin bu hastalığa yakalanma olasılıkları daha yüksek bulunuyor. Tedavi edilebilir bir hastalık olmasında erken teşhis edilmesi önemli rol oynuyor.

Tüm dil kanseri hastalarında okült metastaz oranı çok yüksektir. Radyolojik incelemeler ve ince iğne aspirasyonu, muayenedeki yalancı negatif oranını düşürmekle birlikte, hiçbir zaman ortadan kaldırmamaktadır. Erken lezyonlarda bile, boyun diseksiyonu yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. 

Hastaların ağız yaraları veya ağrılı durumlarla ilgili şikâyetleri olması halinde zaman geçirmeden ilgili hekime başvurmaları gerekiyor. Ağız ve dil kanserleri genellikle sinsi ilerleyen kanserler olduğu için çoğunlukla rutin diş muayenesi sırasında saptanıyor. Şüpheli bölgelerden “toulidin blue” ya da “metilen mavisi” içeren likit preparatlarla yapılan gargara ve boyama metodu, ön tanı konulmasını sağlıyor. Başka bir tanı yönteminin ise “lourusans metodu” ile çalışan ışık kaynakları olduğu belirtiliyor. Kesin teşhis için iğne biyopsisi yapılıyor. 

Ağız ve Dil kanseri tedavisinde; tümörün yerine, büyüklüğüne, türüne ve hastalığın hangi aşamada olduğuna bağlı olarak değişir” diyor ve yaşla birlikte genel sağlık durumunun da dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.

Cerrahi ve radyasyon tedavisinin yanında bazı hastalara kemoterapi de uygulanıyor. Ağız dokularının hızlı hareket etmesi nedeniyle bu bölgede hızlı ilerleyen kanser türleri için erken teşhis çok önemli görülüyor.

Dil kanserlerinde tedaviye geç kalınması durumunda; dil, alt veya üst çenelerin tüm olarak çıkartılması gibi hastanın yaşam kalitesini oldukça düşüren sorunlar veya kanserin metastaz yaparak vücudun diğer bölgelerine yayılması söz konusu olabiliyor.